20 Şubat 2009 Cuma

baile en la memoria poetica

Beyinde, öyle anlaşılıyor ki, şiirsel bellek diyebileceğimiz ve bizi büyüleyen, bize dokunaklı gelen, hayatlarımızı güzelleştiren, her şeyi kaydeden özel bir alan var. Tereza'yla karşılaştığından bu yana, hiçbir kadının Tomas'ın beyninin bu alanında en ufak bir iz bile bırakmaya hakkı yoktu.
Tereza, Tomas'ın şiirsel belleğini bir zorba gibi elinde tutuyor ve başka kadınlara ilişkin her türlü izi yokediyordu. Haksızlıktı bu, çünkü fırtına sırasında kilimin üzerinde seviştiği genç kadın en az Tereza kadar hak ediyordu şiiri.
Tomas'ın , Tereza serüveni tam öteki kadınlarla olan serüvenlerinin bittiği noktada başlamıştı. Onu baştan çıkarıştan baştan çıkarışa sürükleyen içsel zorunluluğun öteki yüzünde yeralıyordu bu serüven. Tereza'da hiçbir şeyi açığa çıkarmak arzusu duymamıştı. Tereza ona apaçık gelmişti. Daha, uzanmış yatan dünyayı yarıp açmakta kullandığı hayali neşteri eline almaya fırsat bulamadan sevişmişti Tereza'yla. Daha, sevişirlerken neye benzeyecek acaba diye merak etmeye fırsat bulamadan aşık olmuştu ona.
Aşklarının hikayesi ancak bunun ardından başlamıştı: Tereza hastalanıp yatağa düşmüş, Tomas da onu ötekiler gibi tutup eve gönderememişti. Yatağında uyurken başucunda diz çökmüş, onu birilerinin sazdan bir sepete koyup nehir aşağı, kendisine yolladığını geçirmişti aklından. Önceden de söyledim, eğretilemeler tehlikelidir. Aşk bir eğretilemeyle başlar. Yani bu şu demektir ki, aşk bir kadının, dilindeki ilk sözcükle şiirsel belleğimize girmesiyle başlar.

Milan Kundera- Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder